ÇALIŞARAK TÜKENMEK
Emeğin Değersizleştiği, Adalet Duygusunun Aşındığı Bir Düzen: Çalışarak Tükenmek
Emeğin Değersizleştiği, Adalet Duygusunun Aşındığı Bir Düzen: Çalışarak Tükenmek
Hayatın olağan akışı içinde insana belletilen en temel ezberlerden biri şudur: "Çalış, üret, çabala; karşılığını mutlaka alırsın." Okullarda okurken meslek sahibi olmanın kutsallığı vurgulanır, sabahın köründe yola koyulan işçinin alın teriyle kazandığı lokmanın en helal rızık olduğu öğretilir. Peki, ya bu kural artık geçerli değilse? Ya çalışmak insanı refaha değil,inceden inceye tükenmişliğe sürüklüyorsa?
Bugün öyle bir dönemeçten geçiyoruz ki, emeğin anlamı adeta buharlaştı. Bir yanda gece gündüz demeden çalışarak, üreterek, ürettiği değerin karşılığını enflasyon karşısında eriyen maaşlarda bulan milyonlarca insan var; diğer yanda ise tek bir çaba harcamadan, alın teri dökmeden sadece para satarak, faizle, rantla servetine servet katanlar... Çalışarak tükenmek, bu sistemin ezilenlere biçtiği sessiz bir kader haline geldi.
Diploma Masada, Torpil Sahada
Geleceğimizin teminatı olan üniversiteli gençlerimizin durumu ise bu tablonun en acı tabakasını oluşturuyor. Yıllarca ders çalışmış, sınav maratonlarından geçmiş, kütüphanelerde sabahlamış gençlerimiz bugün mezun olduklarında karşılarında aşılmaz bir duvar buluyor. Kendi ülkesinde iş bulamayan, geleceğini bu topraklarda göremeyen pırıl pırıl beyinler, günlerini mahalle kafelerinde, ellerinde ucuz bir kahveyle saatleri öldürerek geçirmek zorunda kalıyor.
Buna karşın, liyakatin yerini sadakatin aldığı bir "dayı" ve "torpil" mekanizması devrede. Yıllarca emek veren genç atama beklerken, hiçbir yeterliliği olmayan isimler tek bir telefonla devletin en kritik kadrolarına, KPSS engeline takılmaksızın yerleştiriliyor. Bu adaletsizlik, sadece gençlerin iş bulma umudunu değil, devlete ve topluma olan inancını da kökünden kemiriyor.
Adaletin Kantarı ve Toplumsal Vicdan
Adaletsizlik hissi sadece istihdamda değil, sosyal hayatın her alanında kendini hissettiriyor. Bir ülkenin kendi vatandaşı, yani asgari ücretle geçinmeye çalışan işçisi, emeklisi veya iş arayanı hastaneye gittiğinde ilacın katkı payını kara kara düşünürken; aynı coğrafyada yaşayan bazı grupların bu tür yükümlülüklerden muaf tutulması, toplumsal vicdanı derinden yaralayan başka bir yara.
Vatandaş kendi yurdunda ikinci sınıf muamelesi gördüğünü hissettiğinde, o ülkede aidiyet duygusu da zedelenir. Geçim sıkıntısı çeken, evine ekmek götüremeyen milyonlar, bir de bu adaletsiz uygulamaları gördüğünde "çalışmanın" anlamını sorgulamaya başlar.
Sonuç Yerine
Bugün geldiğimiz nokta, kurulması gereken adil düzenin tam da zıttıdır. Üretenin tükendiği, çalışanın ezildiği, hak edenin değil arkası olanın kazandığı bu çark, sürdürülebilir değildir. Emeğin yeniden baş tacı edildiği, liyakatin esas alındığı, herkesin kanun önünde ve imkânlarda eşit olduğu bir sisteme dönmek zorundayız. Aksi takdirde, çalışarak üreterek tükenen bu nesil, sadece bugünü değil, bu ülkenin yarınlarını da beraberinde tüketecektir.
-ORHAN GAZİ'ye sormuşlar; "En büyük zulüm nedir?". "Geciken adalettir." demiş.


0 Yorum