BİZ NEYİZ, BİZ KİMİZ?
Biz neyiz, biz kimiz? Irkımız, menşeimiz, dilimiz ve dinimiz nedir? Bu soruları çoğaltmak mümkündür.
Biz neyiz, biz kimiz? Irkımız, menşeimiz, dilimiz ve dinimiz nedir? Bu soruları çoğaltmak mümkündür.
Kimimiz Avşar, kimimiz Çerkes, kimimiz Kürt; kimimiz Arnavut, Boşnak veya Çeçen… Kimimiz Müslüman, kimimiz Hristiyan, Musevi, Alevi, Sünni veya Ezidi… Bu mensubiyetleri daha da çoğaltmak mümkündür.
Burası Anadolu… Kavimler kapısı. Kimler geldi, kimler geçti; tarih bunun tanığıdır.
Hattiler, Hititler, Urartular, Lidyalılar, İyonlar, Kapadokyalılar, Romalılar, Büyük İskender, Bizans, Medler, Persler, Araplar… Kimler geldi, kimler geçmedi ki?
Onun için Anadolu’ya “Bin Tanrı İli” denmiştir. Hristiyanlığın önemli merkezleri ve ana kiliseleri bu topraklarda kurulmuş; Hristiyanlık tarihinin önemli gelişmeleri yine bu topraklarda yaşanmıştır.
İslam akınları da İstanbul’un kuşatılmasına kadar uzanan mücadelelerle Anadolu’da etkili olmuştur.
Anadolu’ya son olarak Türkler mühürlerini vurmuştur. Çağrı Bey’in akınlarıyla başlayan Anadolu’yu keşfetme ve tanıma hareketi, 1048 Pasinler Savaşı ile önemli bir aşamaya ulaşmış; Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır. 1176 Miryokefalon Zaferi ile de Anadolu’nun Türk yurdu olduğu kesinleşmiştir.
Saltuklular, Mengücekliler, Danişmentliler ve Çaka Beyliği’nin ardından Anadolu Selçukluları, İznik merkezli olarak kurulmuş; Anadolu’yu imar ederek, inşa ederek ve Türk kültürüyle yoğurarak Türk yurdu hâline getirmişlerdir.
Dedik ya, Anadolu kavimler kapısıdır. Bu kez de batıdan Haçlı tehlikesi, daha sonra doğudan Moğol tehlikesi baş göstermiştir.
Her ne kadar Haçlı Seferleri dinî bir görünüm taşısa da Anadolu’nun ve Doğu’nun zenginliklerine ulaşma isteğini de unutmamak gerekir. Gerek Haçlılar gerekse Moğollar Anadolu’yu büyük ölçüde tahrip etmiş; Anadolu Selçuklu Devleti’nin parçalanmasına ve ikinci dönem Anadolu beyliklerinin kurulmasına neden olmuşlardır.
Anadolu beyliklerini tek bir yönetim altında birleştiren batıdaki en küçük beylik olan Osmanlı, Anadolu’da siyasi birliği sağlamıştır.
Fatih Sultan Mehmet’le birlikte Doğu Roma’nın, yani Bizans’ın ortadan kaldırılması; Anadolu ve Rumeli topraklarının birleşmesini sağlamış ve Osmanlı Devleti’ni imparatorluğa yükseltmiştir.
Osmanlı Devleti Balkanları ve adaları ele geçirmiş; bu fetihler 1683’teki İkinci Viyana Kuşatması’na kadar sürmüştür. İkinci Viyana Bozgunu’nun ardından 1699 Karlofça Antlaşması ile yaklaşık üç yüz yıl sürecek geri çekilme dönemi başlamıştır. Bu geri çekilme, 1922’deki Büyük Taarruz’la sona erdirilmiştir.
Balkanlar’dan çekilirken milyonlarca Türk Anadolu’ya göç etmiş; bu göçler, Anadolu’nun Türklerin kalıcı yurdu hâline gelmesinde önemli rol oynamıştır.
1815 Viyana Kongresi ile ortaya atılan Şark Meselesi kapsamında Balkanlara Anadolu’ya göz dikilmiş, Türkleri geldikleri Orta Asya bozkırlarına geri gönderme ve Anadolu’dan çıkarma düşüncesi sistemli hâle getirilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti parçalanmak istenmiş; Türklere Kastamonu, Sivas, Yozgat, Ankara ve Çorum çevresini kapsayan, kıyılardan uzak küçük bir toprak parçasında yaşama zorunluluğu dayatılmak istenmiştir.
İşte bu feci durum karşısında Anadolu harekâtı, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlatılmış; öldü ve bitti sanılan Türk ruhu yeniden dirilmiştir.
Her türlü yokluğa ve yoksulluğa rağmen bağımsızlığı her şeyin üzerinde gören Kuvâ-yı Milliye ruhu ve Türk milleti, büyük bir direniş ortaya koymuştur. Düşmanlar yurttan atılmış, Sevr Antlaşması yırtılıp tarihin çöplüğüne gönderilmiş; Mudanya Mütarekesi’nin ardından Lozan Antlaşması ile yeni Türk devletinin kuruluşu tescil edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak kurulmuş, hukukun üstünlüğünü ve insanların eşitliğini temel değerler olarak benimsemiştir.
Bu yeni Türk devleti, mazlum milletlere de örnek ve önder olmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Türk Kurtuluş Savaşı, yalnızca Türk milletinin değil, bağımsızlık mücadelesi veren birçok mazlum milletin de ilham kaynağı olmuştur. Gandi’ye atfedilen, “Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrı’yı da İngiliz zannederdim.” sözü, bu mücadelenin dünya üzerindeki etkisini anlatan çarpıcı bir ifadedir.
Bu zafer; Fransız temsilcisi Mösyö Bulyon’un görüp hayran kaldığı, ancak “Kağnı kamyonu yenemez.” diyerek küçümsediği Türk milletinin azmiyle kazanılmıştır.
Kağnılarla cephane taşıyan Şerife Bacıların, Kara Fatmaların ve daha nice kahraman kadınların emeğiyle; çocukların, yaşlıların ve bütün bir milletin fedakârlığıyla kağnı, kamyonu yenmiştir.
Kadınları, çocukları ve yaşlılarıyla soğukta donmayı göze alan; yurdunu işgal eden düşmana cephanesini teslim etmeyen Türk milleti, bağımsızlık mücadelesini kazanmıştır.
Üç tarafı denizlerle çevrili, verimli topraklara sahip güzel ana yurdumuz Anadolu, Türk milletinin öz yurdudur ve böyle kalacaktır.
Bu kurtuluş mücadelesini geleceğimiz olan gençlere durmadan anlatmak, onların zihinlerine nakış nakış işlemek zorundayız.
Unutmayalım ki Anadolu bir kavimler kapısıdır. Bu güzel topraklarda düşmanlarımız ve bu topraklara göz dikenler her zaman olmuştur. Bu nedenle her yönden güçlü olmak ve her an uyanık bulunmak zorundayız.
Düsturumuz, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yolu; ilkeleri ve devrimleridir.
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Şunu da özellikle belirtmek gerekir:
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir. Bu topraklarda yaşayan bütün insanlar, hiçbir ayrım yapılmaksızın bu vatanın ve bu milletin öz evlatlarıdır.
Bizim birlik ve beraberliğimiz, farklılıklarımızı yok saymakta değil; bütün farklılıklarımızla birlikte aynı vatanın, aynı milletin ve aynı geleceğin ortak sahipleri olmakta yatar.
Anadolu kavimler karmasıdır. Anadolu, bugün hepimizin ortak vatanıdır.
Bu vatanı bize emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

0 Yorum