ASIL MUHALEFET HALKIN KENDİSİDİR
Her devlette bir iktidar vardır; ancak sadece demokrasilerde muhalefet yaşar.
Her devlette bir iktidar vardır; ancak sadece demokrasilerde muhalefet yaşar. Peki, muhalefet kimdir? Birilerinin basmakalıp şekilde adlandırdığı gibi "ana muhalefet" veya "yavru muhalefet" değil; muhalefet, insanın ta kendisidir.
Bugün bu topraklarda iktidarın karşısında dimdik duran, hayatın her alanında haksızlıkla boğuşan devasa bir halk muhalefeti var:
Açlık sınırının altında yaşayan, torununa harçlık veremez hale gelen SGK ve memur emeklileri,
Yoksulluk sınırının fersah fersah altındaki asgari ücretliler,
Traktörüne mazot, tarlasına gübre alamayan; ürettiğini maliyetinin altında fiyatlara satmak zorunda kalan çiftçiler,
Diploması işe yaramayan, geleceğinden umutsuz, evlenmeyi ve otomobil almayı hayal bile edemeyen işsiz üniversite mezunu gençler,
Çocuklarının beslenme çantasına koyacak bir öğün yemek arayan, tencere kaynatma telaşındaki ev kadınları,
Sokakları mesken tutan, ne evde ne okulda ne de işte tutunabilen milyonlarca sahipsiz genç,
Sosyal güvencesi olmayan, hastaneye gidemeyen, reçetesindeki ilaç parasını bulamayan insanlar,
Fırsatını bulduğunda insanı ve devleti soyanları, lüks ve şatafat içinde yaşayanları görüp "Ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?" diye isyan edenler,
KPSS'den yüksek puan alıp mülakatta elenen, hayata küstürülen pırıl pırıl beyinler...
Plansızlığın ve Adaletsizliğin Kıskacındayız
Bugün faizin ülke kaynaklarını tükettiği, sanayide üretimin durma noktasına geldiği, tarımda çalışanların yaş ortalamasının elliyi bulduğu bir tablodayız. Planlamanın yapılmadığı, nüfus artış hızının dramatik biçimde düştüğü, ailelerin tek bir çocuğun masrafını bile karşılamakta zorlandığı bir dönemi yaşıyoruz.
Çiftçinin ürettiği bir kilogram buğday parasıyla bir bardak çay içemediği, iki yüz gramlık unlu mamullerin fahiş fiyatlara satıldığı, tarlada ucuz olanın pazarda on katına çıktığı bir düzenin içindeyiz. Çocukların yetersiz beslenmeden dolayı gelişimlerinin ve sağlıklarının tehlikeye atıldığını görmek yürek sızlatıyor.
Bir tarafta pazar artıklarını ve çöp bidonlarını karıştırarak geçinmeye çalışanlar, diğer tarafta borsadan milyarları götürenler, yatlarda, jetlerde, milyonluk lüks arabalarda hayat sürenler... Bu, yadsınamayacak kadar acı bir gerçektir.
Bu memlekete sevgi bağıyla bağlı, askerliğini seve seve yapmış, vergisini son kuruşuna kadar ödeyen milyonlar, iletişim araçlarıyla ülkenin sürüklendiği uçurumu kaygıyla izliyor. Hani o meşhur söz der ya: “İnsan aç kalmaya görsün, namusunu da inancını da yer.” Sorunlar saymakla bitmiyor.
Enseyi Karartmıyoruz
Tabii ki Çetin Altan’ın dediği gibi: Enseyi karartmıyoruz.
Tarihin ve coğrafyanın kaydettiği onlarca medeniyete beşiklik yapmış, verimli topraklarıyla dört mevsimi bir arada yaşatan bu güzelim ülkedeki asıl eksiklik; ülkenin içindeki durumu görmeyen veya görmek istemeyen yöneticilerdir. Eski başbakanların siyasette etik yasasını bile çıkaramadığı, "Ben diyen, benden sonra tufan diyen" bir anlayışla yönetiliyoruz.
Yöneticilerin etrafını sarıp onları halktan koparanlar, algıyı gerçeğin önüne koyanlar, doymak bilmeyen hırslarıyla zenginlik için her şeyi mübah görenler unutmasınlar ki; ölüm gerçeği hepimiz için aynıdır. Fakirle zengin arasındaki mesafe sadece birkaç metrelik kefenden ibarettir. O toprak, herkesi aynı şekilde kucaklayacaktır.
Zengin olabilirsiniz, makam sahibi olabilirsiniz; ama bir gariple, bir çobanla aynı sofrayı paylaşmanın, o samimiyetin hazzını tatmadıktan sonra ne anlamı var? Tabuta girdiğinizde yanınızda götürebileceğiniz hiçbir şey olmadığını aklınızdan çıkarmayın.
Gelin Bu Gök Kubbede Bir Hoş Sada Bırakalım
Biliyorum; bunları okurken "Yok yahu, bunlar nereden çıktı, her şey çok güzel, halkın karnı tok, sırtı pek" diyenleriniz çıkacaktır. Ama bilin ki doymakla beslenmek aynı şey değildir. Karnınız doyar ama ruhunuz ve geleceğiniz aç kalır.
Gelin şairin dediği gibi bu gök kubbede hoş bir sada bırakalım. Terki diyar edip sır olduğunuzda arkanızdan "İyi insandı, dürüst insandı, adam gibi geldi, adam gibi gitti" dedirtin. Çocuklarınıza bırakabileceğiniz en büyük miras, temiz bir ad ve onurlu bir geçmiştir.
Ve son söz:
“Aha geldim gidiyorum, şen olasın Halep şehri.”
Bugün, "Can üstünde can olmaz" diyen üstat Neşet Ertaş’ın ölüm yıl dönümü. Onu da saygıyla anıyoruz.
İyi insanlar, hoşça kalın.


0 Yorum