Akıl, Adalet ve Hürriyet: İnsanlığın Ortak Vicdanı
İnsanlık tarihine baktığımızda bazı kavramların çağlar değişse de önemini hiç kaybetmediğini görürüz.
İnsanlık tarihine baktığımızda bazı kavramların çağlar değişse de önemini hiç kaybetmediğini görürüz. Akıl, adalet ve hürriyet… İçinde derin anlamlar barındıran bu üç kelime, yalnız bireyin değil, toplumların ve insanlığın geleceğini de belirleyen temel değerlerdir. Dün olduğu gibi bugün de, hatta yarın da en çok ihtiyaç duyacağımız kavramlar bunlardır.
Akıl, insanı doğruya götüren en önemli rehberdir. Aklını kullanan insan, hem kendine hem çevresine fayda sağlar. “Akıl akıldan üstündür” sözü boşuna söylenmemiştir. Akıl; dürüstlüğü, doğruyu ve erdemli davranışı öğretir. Hayatın kapılarını açan bir anahtar gibidir; kaybedildiğinde ise kapılar kapanır, hayat daralır ve insan kendi karanlığında kalır. Bu nedenle bireyin ve toplumun en büyük gücü, aklını yerinde ve doğru kullanabilmesidir.
Adalet, toplumun omurgasıdır. Adil olmak; eşit davranmak, ayrım yapmamak ve herkesi insan olduğu için aynı değerde görmektir. Kendine istediğini başkası için de istemek, adaletin en sade tarifidir. “Devletin dini adalettir” sözü de bunun altını çizer. İnsanları diline, dinine, kimliğine göre ayırmadan aynı gözle görebilmek, farklılıklar içinde ortak bir vicdan kurabilmek gerçek adalet anlayışının temelidir.
Hürriyet ise insanın nefesidir. Bağımsız olmak, özgürce düşünmek ve konuşabilmek, bireyin var olma hakkıdır. Hürriyet; başkasına üstünlük kurmak değil, herkesin eşit haklara sahip olduğunu kabul etmektir. Kişiyi kölelikten kurtaran, insana insan olduğunu hatırlatan bir değerdir. Nitekim şairin dediği gibi:
“Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet,
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten.”
Bugün dünyaya baktığımızda ise bu üç kavramın yeterince anlaşılmadığı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Güçlünün zayıfı ezdiği, çıkarların insanlığın önüne geçtiği, doğanın tahrip edildiği bir çağın içindeyiz. Emperyal hırsların, “ben” merkezli düşüncelerin yükseldiği bir düzende akıl, ahlak ve hürriyet çoğu zaman geri planda kalıyor. Oysa insanın insana üstünlük kurduğu bir düzen ne adil olabilir ne de kalıcı.
İdeal olan; aklıyla hareket eden, adaletle hükmeden ve hürriyet içinde yaşayan bir dünyadır. İnsanın insana kul olmadığı, hakça üretilen ve hakça paylaşılan bir düzen, insanlığın ortak özlemidir. Her ne kadar geçmişte tam anlamıyla gerçekleşmemiş olsa da bu idealden vazgeçmek insanlığı daha karanlık bir yola sürükler.
Unutulmamalıdır ki insan doğayla vardır. Doğayı yok eden, aslında kendi geleceğini yok eder. Bu yüzden bugün yapılacak en doğru iş; insana, doğaya ve ortak vicdana sahip çıkmaktır.
Sonuç olarak, insanlığın gerçek çıkışı; aklını kullanmak, adaletli olmak ve hür yaşamaktan geçmektedir. Çünkü akıl yol gösterir, adalet düzen kurar, hürriyet ise insanı insan yapar.

0 Yorum