İslami Terbiyeyi Ne Kadar Yaşıyoruz?
Biraz kendimize dönüp bakmanın zamanı gelmedi mi?
İslami terbiye nedir?
Sadece namaz kılmak mıdır?
Oruç tutmak mıdır?
Kandil gecelerinde camileri doldurmak mıdır?
Kur’an okumak, dua etmek, dini sözler paylaşmak mıdır?
Elbette bunların hepsi değerlidir. Ancak İslami terbiye, bunlarla sınırlı değildir.
İslami terbiye; ahlaktır, edeptir, vicdandır, adalettir, merhamettir.
İnsanlara karşı dürüst olmaktır.
Kul hakkından korkmaktır.
Kazancının helal olup olmadığını düşünmektir.
Gıybetten, iftiradan, yalandan uzak durmaktır.
Elimize güç geçtiğinde zayıfı ezmemektir.
Peki biz bugün bunları ne kadar yaşıyoruz?
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Namaz kılıp komşusunun hakkına göz diken bir insanın namazı, hayatına ne kadar yansımıştır?
Oruç tutup öfkesine hâkim olamayan, insanları kırıp döken bir kişinin orucu sadece aç ve susuz kalmaktan mı ibarettir?
Kur’an okuyup ardından bir başkasının arkasından konuşmak, iftira etmek, insanları küçümsemek bize ne kazandırır?
Helal kazançtan söz edip ticarette hile yapmak, ölçüde ve tartıda eksiltmek, çalışanının hakkını geciktirmek nasıl bir Müslümanlık anlayışıdır?
Dini yaşamak başka, dini sadece görüntüde taşımak başkadır.
Bugün toplum olarak belki de en büyük sıkıntılarımızdan biri, dinin şeklini korurken özünü zaman zaman ihmal etmemizdir.
Dini konuşuyoruz ama ahlakı yeterince konuşmuyoruz.
Helalden bahsediyoruz ama kul hakkını unutuyoruz.
Adaletten söz ediyoruz ama işimize gelmeyince adaleti bir kenara bırakıyoruz.
Merhameti anlatıyoruz ama birbirimize karşı acımasızlaşabiliyoruz.
Kendimiz için istediğimizi başkası için istemiyoruz.
Hatta bazen kendi hatamızı görmezden gelirken başkasının en küçük hatasını büyütüyoruz.
Oysa İslami terbiye, insanın başkasını yargılamasından önce kendisini sorgulamasıdır.
“Ben ne kadar iyi bir Müslümanım?” sorusundan önce belki de şu soruyu sormalıyız:
“Benim Müslümanlığım, karşımdaki insanın hayatına ne katıyor?”
Komşumuz bizden emin mi?
Esnafımızdan alışveriş yapan insan hakkının korunacağından emin mi?
Yanımızda çalışan kişi emeğinin karşılığını alabiliyor mu?
Anne ve babamız bizden razı mı?
Çocuklarımız bizim sözlerimizden çok davranışlarımızı mı örnek alıyor?
Bize güvenen bir insan, yarın da bize güvenebilir mi?
İşte İslami terbiyenin gerçek sınavı burada başlıyor.
Çünkü insanın gerçek karakteri, kimsenin görmediği yerde ortaya çıkar.
Makamdayken adaletli olmak, parası varken paylaşmak, güçlü iken merhamet etmek, öfkeliyken kendine hâkim olmak ve menfaatine dokunduğunda bile doğrudan ayrılmamak…
İslami terbiye biraz da budur.
Bugün belki de daha fazla dini tartışmaya değil, bildiğimiz dini daha güzel yaşamaya ihtiyacımız var.
Daha fazla gösterişe değil, daha fazla samimiyete…
Daha fazla söze değil, daha fazla güzel ahlaka…
Daha fazla “Ben Müslümanım” demeye değil, “Benim Müslümanlığım başkasına zarar vermemeli” anlayışına ihtiyacımız var.
Çünkü insanın dini, sadece alnındaki secde izinde değil; elinde, dilinde, ticaretinde, ailesinde, komşuluğunda ve vicdanında da görünmelidir.
Belki de bugün hepimizin aynaya bakıp kendimize sorması gereken soru şudur:
“Ben İslam'ı ne kadar anlatıyorum?” değil…
“Ben İslam'ı ne kadar yaşıyorum?”



Benzer Haberler
Teröristle müzakere edilmez.
UNUTMAK AYNI RİSKLERİ BÜYÜTÜR
MELİKGAZİ’YE YENİ İLKOKUL İÇİN İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLÜ İMZALANDI
İslami Terbiyeyi Ne Kadar Yaşıyoruz?
“17 Ağustos’un üzerinden yıllar geçti, risk ortadan kalkmadı”
UYARI
17 AĞUSTOS’UN EN BÜYÜK DERSİ HAZIRLIKLI OLMAKTIR
MELİKGAZİ BELEDİYESİ HAYRAT CAMİİ’Yİ İBADETE AÇTI