BİR YASA, BİR HATIRA VE ŞEHİTLERİMİZİN SESSİZ SORUSU
Terörsüz Türkiye güzel bir hayal… Ama bu hayale yürürken geride bıraktıklarımızı unutmadan.
Bazı günler vardır… Bir ülkenin tarihine yalnızca bir kanun maddesi olarak değil, insanların hafızasına bir soru işareti olarak yazılır. Bugün Türkiye böyle bir dönemin eşiğinde. TBMM’de kabul edilerek yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, iktidar tarafından terörsüz Türkiye hedefinin hukuki çerçevesi olarak ortaya konuluyor. Düzenleme, örgütün silah bırakması ve fesih sürecinin devlet kurumlarınca teyit edilmesi gibi şartlara bağlanırken, belirli suçlar bakımından soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerinin ertelenmesine ilişkin hükümler içeriyor. � Reddit +1 İşte tam da burada insanın yüreğine başka bir soru düşüyor: Bu ülke terörsüzlüğe elbette ulaşmalı. Peki ama bunun bedelini kimler ödedi? Anne… Baba… Eş… Çocuk… Yıllarca bir kapının açılmasını bekleyen şehit aileleri… Bir telefon sesiyle dünyası başına yıkılan analar… “Evladım gelecek” diye yıllarca umut eden, sonra o evladının tabutuna sarılan babalar… Onların acısı bir kanun maddesine sığar mı? Sığmaz. Hiçbir yasa, hiçbir siyasi karar, hiçbir hesap şehitlerimizin geride bıraktığı boşluğu dolduramaz. TERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE KİM HAYIR DEMEK İSTER? Elbette istemeyiz. Bu ülkede artık hiçbir anne evladını askere gönderirken “Acaba geri dönecek mi?” diye korkmasın. Hiçbir baba telefonun çalmasından ürkmesin. Hiçbir genç, ülkesinin bir köşesinde patlayan bombanın haberini izleyerek büyümesin. İnsanlarımız huzur içinde yaşasın. Fabrikalar çalışsın, çocuklar okula güvenle gitsin, şehirler yatırım alsın, insanlar geleceğe umutla baksın. Bunların hiçbirine itirazımız yok. İtirazımız varsa, o da şudur: Barışın adı neden şehitlerin hatırasıyla birlikte anılmak zorunda? Devlet elbette güçlüdür. Devlet elbette gerektiğinde geçmişin yaralarını saracak kararlar alabilir. Ama devletin büyüklüğü sadece geleceği kurmakla değil, geçmişte hayatını kaybedenlerin emanetine sahip çıkmakla da ölçülür. “AF DEĞİL” DEMEK, HER SORUYU CEVAPLIYOR MU? Yasanın savunulmasında özellikle “af” olmadığı vurgulanıyor. Bu önemli bir ayrım. Ancak vatandaşın kafasındaki soru yalnızca kanunun adında “af” kelimesinin bulunup bulunmadığı değildir. Vatandaş şunu bilmek istiyor: Kim, hangi şartla, hangi suç bakımından, ne kadar süreyle yararlanabilecek? Hangi suçlar kapsam dışında? Hangi cezaların infazı ertelenecek? Silah bırakma ve fesih şartı nasıl doğrulanacak? Devlet bu süreci nasıl denetleyecek? Ve en önemlisi: Şehit ailelerinin vicdanında oluşabilecek soru işaretleri nasıl giderilecek? İşte siyaset kurumunun millete anlatması gereken asıl mesele budur. Çünkü bir kanun Meclis'te kabul edilebilir. Ama vicdanlarda kabul görmesi için daha fazlası gerekir. ŞEHİTLERİMİZİN HAKKI, SİYASETİN ÜSTÜNDEDİR Biz bugün rahatça konuşabiliyorsak… Çocuklarımız sokakta oynayabiliyorsa… Bayrağımız gökyüzünde dalgalanıyorsa… Bu ülkenin güvenliği için canını ortaya koyan insanların hakkı vardır bunda. O nedenle şehitlerimizin adını hiçbir siyasi tartışmanın malzemesi yapmak istemiyorum. Onların acısı siyaset üstüdür. Ama tam da bu nedenle, alınan her kararın onların aziz hatırasını incitmeyecek kadar dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü adalet yalnızca yaşayanların değil, hayatını bu vatan uğruna kaybedenlerin de hakkıdır. ARTIK SİLAH DEĞİL, ÜRETİM KONUŞSUN Türkiye gerçekten yeni bir sayfa açacaksa, o sayfanın başlığı yalnızca “Terörsüz Türkiye” olmamalı. Yanına; Hukukun üstünlüğü, adalet, şeffaflık, milli birlik, ekonomik kalkınma ve şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak da yazılmalı. Eğer gerçekten terörün gölgesinden kurtulacaksak, bundan sonra Türkiye'nin dağlarında silah sesleri değil; şehirlerinde fabrikaların, atölyelerin, üniversitelerin, okulların ve üretimin sesi duyulmalı. Çocuklarımız geçmişin acılarını kitaplardan öğrenmeli. Yeni nesiller terörü bir hayat gerçeği olarak değil, tarihin karanlık bir sayfası olarak bilmeli. İşte o zaman “Terörsüz Türkiye” sözünün içi gerçekten dolar. SON SÖZ… Ben barışa karşı değilim. Ben huzura karşı değilim. Ben anaların ağlamamasına karşı değilim. Tam tersine… Bir annenin daha ağlamadığı Türkiye'yi hepimiz istiyoruz. Ama barış isterken şehitlerimizi unutmayalım. Geleceği kurarken geçmişi silmeyelim. Devletin aklıyla hareket ederken milletin vicdanını da yanımıza alalım. Çünkü bu ülkenin en büyük gücü sadece ordusu, polisi, Meclisi veya devleti değildir. Bu ülkenin en büyük gücü, acısını içine gömüp yine de vatanına sahip çıkan milletidir. Ve bugün bize düşen, birbirimize düşmek değil… Şehitlerimizin emaneti olan bu ülkeyi daha güçlü, daha huzurlu ve daha adil bir geleceğe taşımaktır. Terörsüz Türkiye olsun. Ama aynı zamanda adaletli Türkiye, güçlü Türkiye, huzurlu Türkiye ve şehitlerinin emanetine sadık Türkiye olsun. Çünkü barışın en sağlam temeli, *unutmak değil; hatırlayarak geleceği kurmaktır.*



Benzer Haberler
BİR YASA, BİR HATIRA VE ŞEHİTLERİMİZİN SESSİZ SORUSU
MELİKGAZİ BELEDİYESİ, SELÇUKLU’NUN BUTİK CAMİSİNİ İBADETE AÇIYOR
MELİKGAZİ’DE ÜRETİCİ PAZARLARI BEREKETİ ARTIRIYOR
KTO BAŞKANI ÖMER GÜLSOY’DAN “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” AÇIKLAMASI
AK PARTİ’DE 25 YIL: NELER DEĞİŞTİ, NELER OLDU?
MELİKGAZİ BELEDİYESİ’NDEN ÖĞRENCİLERE KIRTASİYE DESTEĞİ
“Özensiz hazırlanmış, teknik eleştiriye açık bir teklif karşısında susmayacağız”
KTO ERVA’dan 3. Yıla Özel Buluşma: Birlik, Beraberlik ve Başarı Bir Arada