MODERN BİR EVLİYA ÇELEBİ’NİN GÖZÜNDEN : KAPUPBAŞI ŞELALELERİ SEYAHATİ
Türk edebiyatının en büyük seyahatnamesini yazan Evliya Çelebi, rüyasında Hz. Muhammed'e "Şefaat ya Resulallah" diyecekken heyecanla "Seyahat ya Resulallah" demiş ve dünyayı gezmesine vesile olan 51 yıllık seyahatlerine bu olayla başlamıştır.
Türk edebiyatının en büyük seyahatnamesini yazan Evliya Çelebi, rüyasında Hz. Muhammed'e "Şefaat ya Resulallah" diyecekken heyecanla "Seyahat ya Resulallah" demiş ve dünyayı gezmesine vesile olan 51 yıllık seyahatlerine bu olayla başlamıştır. Bu vesileyle Osmanlı topraklarının büyük bir kısmını gezmiş ve anılarını Seyahatname adlı eserinde ölümsüzleştirmiştir.
Kişisel görüşüme göre seyahat etmek; yeni yerler görmek, insanlarla tanışmak, sohbet etmek, kültür alışverişinde bulunmak ve ömür uzatmak demektir. Bir sosyal bilgiler (tarih) öğretmeni olmanın avantajlarını da kullanarak, teorik olarak anlattığım yerleri pratik olarak gezip öğrenmeyi pekiştiriyorum. Coğrafya bilmek bu güzelliği bir kat daha artırıyor; eskiden görmeden anlattığım yerleri artık yerinde deneyimliyorum. Şimdilerde bütçemin el verdiği oranda yakın çevreyi gezmeyi ve oraları yakından tanımayı kendime şiar edindim.
Bu seyahatlerden birini dün gerçekleştirdim. Daha önce kısa süreliğine bir yol yapım vesilesiyle dayımın torunu Tahir Albayrak sayesinde gördüğüm Kapuzbaşı Şelaleleri'ne yeniden gittim.
Yolculuğum sırasında Büyükçakır Köyü’ndeki umre arkadaşım 78 yaşındaki Ali Kabukbelen ni de ziyaret ettim. Kendisine misafir severliği için teşekkür ediyorum.
Varsak Türkmenleri'nin yerleşim yeri olan bu köyü yakından tanıma fırsatı buldum. Yaklaşık 2.000 kişinin yaşadığı bu köyde, gençlerin büyük bir kısmının mermercilikle uğraştığını ve gurbette olduğunu öğrendim. İnsanların gözü, gönlü tok; sofraları açık ve son derece misafirperverler. Balkonlardaki ocaklarda yemek yaptıklarını ve çay demlediklerini müşahade ettim.
Bu bölge Akdeniz iklimine sahip; incir, nar, ceviz, sebze tarımı yapılıyor ve bazı vatandaşlar arıcılıkla uğraşıyor.
Kendilerine özgü dar bir toprak alanda kurdukları evlerinde kendilerine yetecek kadar üretim yapıyorlar. Köyde ilkokulun ortaokul dahil eğitim vermeye devam ettiğini duymak bir emekli öğretmen olarak beni çok sevindirdi; okullarında gönderge çekilen bayrağımızı ve söylenen İstiklal Marşı'nı hissetmek gurur vericiydi. Herkesin evinde bir ineği ve bir kaç keçisi olduğunu gördüm.
Arazi yapısı oldukça zorlu; Yahyalı’ya yakın olmasına rağmen aşılmaz dağlar, dar ve dolambaçlı yollar var. Yol dar ve virajlı olsa da sıfır asfalt yapılmış; devletin gücünü bizzat gördüm. Vatandaşların Kayseri Valisi Sayın Gökmen Çiçek’e memnuniyet selamlarını da bu sütun vesilesiyle iletmek isterim.
Akdağ Millî Parkı denetimindeki şelaleleri ziyaret etmek için emekli olmamıza rağmen giriş ücreti (230 TL) ödemek zorunda kaldık. Tabii buraya tanrı bütün güzelliğini bahsetmiş; yükseklerden gürül gürül, berrak akan sular güneşle birlikte muazzam bir gökkuşağı oluşturuyor.
Hafta içinde gittiğimiz için fazla kalabalık değildi. Suların bir barajda toplanmaya başlaması ve balık üretilmesi yöreye ayrı bir değer katıyor. Aklıma bu suların içme suyu olarak şişelenip değerlendirilmesi de geldi.
Ülkemizin her köşesinde nice saklı güzellikler var. Bunların turizme kazandırılması çok önemli. Burayı gezerken yazımın başında belirttiğim Evliya Çelebi’nin "Seyahat ya Resulallah" sözü aklıma geldi. Biz de kesemizin yettiği oranda gezmeye çalışıyoruz. Kuş uçmaz kervan geçmez yerler, yapılan çalışmalarla yaşayan merkezler haline getirilmiş; emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.
Vatandaşlarıma bir yolunu bulup buraları mutlaka gezmelerini tavsiye ediyorum.
Vatanımın tüm güzelliklerinin halkımız tarafından görülmesi en büyük dileğimdir.
“Gidemediğin yer senin değildir" Halil Rifat paşa.
Her şey gönlünüzce olsun.


0 Yorum